Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Kalabalık İçinde Sessizce Kaybolmak

Uzman Klinik Psikolog ve yazar Hatice Keltek, son dönemde giderek artan “sessizleşme” eğilimini, Perfect Days filmi üzerinden değerlendirdi.

Uzman Klinik Psikolog ve yazar Hatice Keltek, son dönemde giderek

Keltek, filmin yalnızca minimalizmi değil, “insanın dağılmadan hayatta kalma çabasını” anlattığını söyledi.
Ekonomik baskılar, dijital yorgunluk, ekran maruziyeti ve sosyal tükenmişlik hissinin arttığı bir dönemde yeniden gündeme gelen Perfect Days, bu kez yalnızca bir sanat filmi olarak değil, modern insanın ruh hâlini anlatan güçlü bir psikolojik anlatı olarak yorumlandı.

Hatice Keltek, “Ruhun Kadrajları” programında filmi “Sinema ve Ekran Psikolojisi” perspektifinden ele aldı. Keltek’e göre film, özellikle büyük şehirlerde giderek görünür hâle gelen “hayatı küçültme” arzusunu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor.

“Bugün insanlar artık büyümeyi değil, psikolojik olarak kaygıdan uzak yaşamayı ve dağılmamayı konuşuyor. Perfect Days tam da bu ruh hâlinin filmi oldu” diyen Keltek, filmdeki Hirayama karakterinin yalnızca sade yaşayan biri olmadığını vurguladı.


“SESSİZCE HAYATTA KALMA ÇABASI“
Keltek’e göre Hirayama; ilişkilerin, beklentilerin ve sürekli performans göstermenin yükünden uzaklaşmış bir karakter olarak öne çıkıyor.
“Türkiye’de de son yıllarda insanlar daha az insanla görüşmek, daha küçük evlerde yaşamak, daha az eşya almak ve daha sessiz bir hayat kurmak istemeye başladı.

Bu sadece ekonomik değil; psikolojik bir geri çekilme biçimi” ifadelerini kullanan Keltek, karakterin analog kasetten müzik dinlemesi, ağaç fotoğraflaması ve rutinlerine bağlı kalmasını “kendini taşıma yöntemi” olarak değerlendirdi.
“Hirayama mutluluğu aramadı; dağılmadan kalmaya çalıştı” dedi.


” MİNİMALİZİM ARTIK BİR SAVUNMA MEKANİZMASI”
Keltek, filmin bugün yeniden konuşulmasının nedenini modern insanın “fazlalıklarla baş etmekte zorlanması” olarak yorumladı.
“Bir dönem minimalizm estetik bir tercihti. Şimdi ise zihinsel bir savunma mekanizmasına dönüştü” diyen Keltek, Hirayama’nın yaşam biçimini “özgürleşme” değil, “kontrollü sadeleşme” olarak tanımladı.

“Hirayama hayatını büyüterek değil, eksilterek yönetilebilir hâle getirdi” ifadelerini kullandı.

” TUVALET TEMİZLİĞİ BİR KAÇIŞ DEĞİLDİ”
Filmin en çok tartışılan detaylarından biri olan Hirayama’nın tuvalet temizliği yapması da psikolojik açıdan değerlendirildi.
William Faulkner okuyan entelektüel bir karakterin neden bu işi seçtiğine ilişkin konuşan Keltek, şu değerlendirmede bulundu:

“Tuvaletler spontane alanlardı. Kimse oraya rol yaparak girmedi. Hirayama burada görünmez olabildi. İnsan ilişkilerinin yükü yoktu. Kontrol yine ondaydı.”
Keltek’e göre bu tercih, modern insanın statü, güç ve görünürlükten uzaklaşma isteğini de sembolize ediyor.


RUTİNLER NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ 
Filmde tekrar eden rutinlerin günümüz insanının kaygıyla baş etme biçimini yansıttığını belirten Keltek, ekran çağında insanların zihinsel sabit alanlar oluşturmaya çalıştığını söyledi.
“Aynı kahve, aynı müzik, aynı sokak… Çünkü belirsizlik arttıkça rutin ihtiyacı da büyüyor” diyen Keltek, sosyal medya çağında insanların sürekli uyaran altında kaldığını ifade etti.

“Rutinler insanı toparladı; ama fazla rutin canlılığı azalttı. Film tam olarak bu ikilemi anlattı” dedi.
“İnsanlardan Kaçmadı, Kendini Korudu”
Keltek’e göre filmin en önemli psikolojik başlıklarından biri de “sınır koyma” meselesi oldu.

“Hirayama insanlardan nefret etmedi. Sadece sürekli müdahale edilen bir dünyada kendisini korumaya çalıştı” diyen Keltek, sağlıklı sınır kavramını şu sözlerle anlattı: “Sınır bir duvar değil, hücre zarı gibidir. Sana iyi geleni içeri alır, zarar vereni dışarıda bırakırsın.”

FİNAL SAHNESİ NEDEN BU KADAR ETKİLEDİ 
Filmin final sahnesinde Hirayama’nın araba kullanırken fonda “Feeling Good” şarkısının çalması da izleyiciler üzerinde güçlü bir etki bıraktı.
Keltek’e göre o sahne, günümüz insanının karmaşık ruh hâlini tek bir ifadede topladı:
“Orada aynı anda hüzün, dinginlik, yalnızlık ve kabul vardı. İnsanlar bu yüzden o sahneyi unutamadı.”

Keltek, filmin büyük dönüşümler vaat etmediğini belirterek sözlerini şöyle tamamladı:
“Film bize yeni bir hayat sunmadı. Sadece insanın kırıldıktan sonra da hayatın içinde nasıl kalabileceğini gösterdi.”