Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Masumiyet Müzesi”ne Ezber Bozan Yorum

Uzman Psikolog Hatice Keltek’ten Aşk Değil, ‘Nesneleştirme’ Analizi

Uzman Psikolog Hatice Keltek’ten Aşk Değil, ‘Nesneleştirme’ Analizi

Düşün yazarı Uzman Klinik Psikolog Hatice Keltek, gazeteci Balçiçek İlter’in programında yaptığı değerlendirmede, Masumiyet Müzesi’ni klasik bir “aşk hikâyesi” olarak değil, bir kadının nesneleştirilme sürecini anlatan çarpıcı bir anlatı olarak yorumladı. Keltek, eserin merkezinde yer alan ilişkinin romantik bir aşk değil, erkek egemen bir sahiplenme biçimi olduğunu savundu.

 FÜSUN’UN SESİZLİĞİ VE ”BİBLOLAŞMA” SÜRECİ
Keltek, romanda çoğu yorumun odaklandığı Kemal Basmacı’nın psikolojisinden ziyade, görünmeyen taraf olarak değerlendirdiği Füsun’un hikâyesine dikkat çekti. Füsun’un zaman içinde bir kadından “hatıraya”, ardından bir “nesneye” ve nihayet bir müze parçasına dönüştürüldüğünü belirten Keltek, bu süreci “biblolaşma” kavramıyla açıkladı.
Kemal’in sevgiyi “sahip olmak” üzerinden kurduğunu dile getiren Keltek, bu yaklaşımı Erich Fromm’un “sahip olmak ya da olmak” ayrımı üzerinden yorumladı. Keltek’e göre bu ilişki biçimi gerçek bir aşk değil, erkek hegemonyasının romantik bir dil içinde yeniden üretimidir.

”BABA TOPRAĞINA” KADININ VAROLUŞ MÜCADELESİ
Programda kadının varoluşsal mücadelesine de değinen Keltek, Füsun’un hikâyesini “bir kadının babasının toprağından başka bir erkeğin toprağına geçiş hikâyesi” olarak tanımladı. Kadınların bu süreçte en temel arayışının güven ve sadakat olduğunu ifade eden Keltek, Kemal’in verdiği sözleri tutmaması ve Füsun’un hayallerini küçümsemesinin derin bir değersizlik duygusu yarattığını söyledi.
Keltek, Füsun’un film yıldızı olma hayalinin küçümsenmesinin ve sürekli görülmemesinin trajik sonu hazırlayan unsurlardan biri olduğunu belirterek, “Bir insanı ani ölüme götüren büyük felaketler değil; defalarca yok sayılmış bir varlığın kendine yer bulamama hâlidir” dedi.

YEŞİLÇAM KALIPLARINA ELEŞTİRİ
Programın sunucusu Balçiçek İlter’in “Biz bunu neden hâlâ bir aşk hikâyesi gibi konuşuyoruz?” sorusu üzerine Keltek, Türkiye’de uzun yıllar etkili olan Yeşilçam Sineması’nın yarattığı romantik anlatı kalıplarına dikkat çekti.
Keltek, “zengin erkek–fakir kız” hikâyelerinin tekrar tekrar anlatılmasıyla toplumun romantize edilmiş bir ilişki algısına yönlendirildiğini savunarak, bu anlatıların toplumsal sorunları görünmez kıldığını ifade etti.

MODERN İLİŞKİLERDE ”FAST-FOOD” ELEŞTİRİSİ
Günümüzde ilişkilerin tüketim hızının arttığını belirten Keltek, modern çağda insanların kendilerini tanımakta zorlandıklarını ve bu durumun sağlıklı ilişkiler kurmayı daha karmaşık hâle getirdiğini söyledi. Keltek, ilişkilerin giderek “fast-food” tüketim kültürüne benzer bir hızla yaşandığını vurguladı.

MEDYA VE DİZİ SEKTÖRÜNE YOZLAŞMA ELEŞTİRİSİ
Keltek, medya ve dizi sektörüne yönelik eleştirilerinde ise bazı yapımların yalnızca sansasyon yaratmak için kültürel kodlarla uyuşmayan sahnelere yer verdiğini belirtti. Bu tür tercihlerinin toplumda estetik ve kültürel bir yıkıma yol açabileceğini savundu.

”GÖRÜLMEYEN VARLIĞIN SESSİZ ÇIĞLIĞI”

Hatice Keltek değerlendirmesini, Füsun’un hikâyesini sembolik bir cümleyle özetleyerek tamamladı:
“İnsanı ani bir ölüme götüren büyük felaketler değil, defalarca yok sayılmış bir varlığın artık kendine yer bulamama hâlidir.”
Keltek’e göre insan kendi ışığını keşfedemediğinde, en sönük ışığı bile güneş sanabilir.kez