İstanbul – Emine Çavuş
Günlük hayatın telaşında, bir otobüs durağında, metro vagonunda ya da havaalanı bekleme salonunda etrafınıza bakın: Elinde kitap olan kaç kişi görüyorsunuz? Bir zamanlar sayfaları çevirirken zamanın durduğu, o tanıdık kâğıt kokusunu içine çeken insanlar neredeyse yok denecek kadar azaldı. Sorun sadece fiziksel kitapların azalması değil; asıl mesele, okumayı sevmememiz, ondan kaçınmamız.
Toplum olarak okumaya karşı derin bir mesafe koyduk. Mizah okumuyoruz, hikâye okumuyoruz, şiir okumuyoruz, gazete okumuyoruz, kitap okumuyoruz. Kısacası, okumuyoruz. Bir fotoğrafa, resme bakarken renklerine, kompozisyonuna, estetiğine dikkat kesiliyoruz ama altına yazılan uzun metni görmezden geliyor, hatta başlama zahmetine bile girmiyoruz. Oysa o birkaç satır, bazen görselin kendisinden daha derin bir hikâye anlatıyor.
Peki neden bu kadar uzaklaştık? Hız çağında yaşıyoruz. Sabırsızlaştık. Uzun cümlelere, derin düşüncelere tahammülümüz azaldı. Hazır bilgiye, birkaç saniyelik videolara, tek cümlelik özetlere alıştık. Düşünmek yerine tüketmeyi, anlamak yerine hızlıca geçip gitmeyi tercih ediyoruz. TÜİK ve Kültür ve Turizm Bakanlığı Yayıncılar Birliği’nin 2024 verilerine göre, 15 yaş ve üzeri nüfusta kitap okumayanların oranı %73; okuyanların oranı ise yalnızca %27. Ortalama okuma süresi haftada 3 saat civarında seyrediyor. En çok okuyan yaş grubu 18-27 arası olsa da, yaş ilerledikçe bu oran hızla düşüyor. Bu rakamlar bireysel bir tercih değil; toplumsal bir dönüşümün, hatta bir uyarı sinyalinin göstergesi.
Oysa insanlık tarihinin en güçlü çağrılarından biri “Oku” emriyle başlar. “İkra”, harfleri yan yana getirmenin ötesinde; anlamak, düşünmek, sorgulamak, derinleşmek için yapılan bir davettir. Okumak empati kurmaktır, başkasının hayatına misafir olmaktır, duyguları tanımak, kendini fark etmektir. Okuyan insan kelimelerle düşünür, kelimelerle hisseder. Okuyan çocuk hayal kurar, okuyan yetişkin dünyayı daha geniş bir perspektiften görür. Okumayan bir toplum ise zamanla sığlaşır: Konuşur ama anlatamaz, bakar ama göremez.
Sorun kitapların pahalı olması ya da zaman bulamamak değil. Asıl mesele, okumayı hayatın içinden çıkarmış olmamız. Çocuklara kitabı ödev, sınav aracı, mecburiyet olarak sunmamız; keyiften çok zorunlulukla tanıştırmamız. Okuma sevgisi sessizce, bir hikâyeyle, bir cümleyle, bazen tek bir satırla başlar.
İyi haber: Bu alışkanlık yeniden kazanılabilir. Bilimsel temelli, pratikte en etkili yöntemler şöyle:
- Küçük ve gerçekçi hedeflerle başlayın. Günde 300 sayfa yerine sadece 10 dakika veya 5-10 sayfa hedefleyin. James Clear’ın Atomic Habits’te vurguladığı gibi, alışkanlık küçük adımlarla büyür. Tutturduğunuz her küçük hedef beyinde dopamin salgılatır ve devam motivasyonu yaratır.
- İlgi alanlarınıza en yakın kitaplardan gidin. Klasiklerden değil, sizi heyecanlandıran türlerden: Polisiye, fantastik, kişisel gelişim… Sevmediğiniz kitabı bırakma izni verin kendinize.
- Okumayı rutine “yapıştırın”. Kahve demlenirken, yatmadan önce telefon yerine, toplu taşımada audiobook ile… Tetikleyici-davranış-ödül döngüsünü güçlendirin.
- Rahat bir ortam yaratın. Telefonu başka odaya bırakın, loş ışık, rahat koltuk, yanına çay… Okumayı ritüel haline getirin.
- Farklı formatları deneyin. E-kitap, audiobook (yolda, spor yaparken) birçok kişiyi geri döndürüyor.
- İlerlemeyi takip edin. Goodreads veya basit bir defterle listeler tutun, bitirdiğinizde küçük ödüller verin.
- Topluluk oluşturun. Okuma grubu, WhatsApp sohbeti veya bir arkadaşla “birlikte okuyalım” demek hesap verebilirlik sağlar.
- Ekrandan bilinçli uzaklaşın. Akşam belirli saatten sonra “ekransız saat” kuralı koyun.
Bu yöntemleri adım adım uyguladığınızda, ilk 2-3 hafta zor gelse de 21-30 gün içinde beyin otomatik pilota alır. Türkiye’de okuma süresi hâlâ düşükken, siz bu alışkanlığı kazanırsanız hem kendinize hem çevrenize ilham olursunuz.
Bugün yeniden başlamak için geç değil. Kalın romanlarla değil, kısa metinlerle; uzun denemelerle değil, bir şiirle. Her gün sosyal medyada onlarca şeye bakıyoruz; belki biraz da okumayı seçebiliriz.
Çünkü okumak sadece sayfa çevirmek değil; hayata daha dikkatli bakmanın, insan kalmanın, kendimizi ve dünyayı yeniden inşa etmenin en samimi yoludur.
Belki yarın metroda, evde bir köşede elinize bir kitap alın. Sadece bir sayfa. Sadece bir paragraf. O küçük adım, büyük bir değişimin başlangıcı olabilir.
Okumak hâlâ en güçlü devrimdir. Ve biz hâlâ o devrimi gerçekleştirebiliriz.
Bugün bir kitapla başlayalım mı?

YORUMLAR