Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Mustafa CAMUZCU
Mustafa CAMUZCU

İmamoğlu Davası ve Muhalefetin Geleceği

19 Mart Süreci mi Başlıyor?

Türkiye siyasetinin en kritik dönemeçlerinden biri, dün (9 Mart 2026) Silivri’de başladı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da aralarında bulunduğu 402 sanığın yargılandığı “yolsuzluk ve çıkar amaçlı suç örgütü” davası, sadece bir hukuki süreç olmanın ötesinde, muhalefetin geleceğini şekillendirecek bir siyasi hesaplaşma olarak görülüyor. Dava, 19 Mart 2025’te İmamoğlu’nun evinden gözaltına alınmasıyla başlayan soruşturmanın bir uzantısı. Bu tarih, muhalefet çevrelerinde “19 Mart Süreci” olarak anılmaya başlandı – bir tür siyasi tasfiye dalgasının başlangıcı mı, yoksa yerel yönetimlerin merkezileştirilmesine yönelik bir adım mı? Bu makalede, davanın detaylarını, muhalefet üzerindeki etkilerini ve olası senaryoları inceleyeceğiz.

Davanın Kökeni ve İddialar

Dava, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan 3 bin 800 sayfalık iddianameye dayanıyor. İddianame, 25 Kasım 2025’te kabul edildi ve İmamoğlu için “suç işleme amacıyla örgüt kurmak”, “rüşvet”, “ihaleye fesat karıştırma”, “kamu malına zarar verme” gibi 142 ayrı suçtan toplam 849 yıldan 2 bin 430 yıl 6 aya kadar hapis cezası talep ediliyor. Sanıklar arasında İBB üst düzey yöneticileri, belediye çalışanları ve bazı iş insanları yer alıyor; 105’i tutuklu, 7’si firari.

Soruşturma, İBB’de yolsuzluk yapıldığı iddialarıyla 19 Mart 2025’te başladı. İmamoğlu, 23 Mart 2025’te tutuklandı ve o tarihten beri Silivri Cezaevi’nde bulunuyor. İddialar arasında kişisel verilerin kaydedilmesi, haberleşmenin engellenmesi, çevre kirliliği, vergi ve orman kanunlarına muhalefet gibi geniş bir yelpaze var. Muhalefet, bu suçlamaların delilsiz ve siyasi motivasyonlu olduğunu savunuyor. Örneğin, İmamoğlu’nun avukatları, iddianamenin somut delillerden yoksun olduğunu ve tutukluluğun hukuka aykırı olduğunu belirtiyor.

İlk duruşma dün gergin geçti: Avukatların reddi hâkim talebi reddedildi, İmamoğlu’nun söz alma isteği kabul edilmedi ve mahkeme heyeti salonu terk etti. Duruşma yarına ertelendi. Yargılama, haftanın dört günü (pazartesi-perşembe) devam edecek ve nisan sonuna kadar yoğun bir tempo öngörülüyor. Mahkeme, yargılamanın 12 yılda tamamlanabileceğini belirtiyor, ancak yıl sonuna kadar bitirilmesi hedefleniyor. Muhalefet Üzerindeki Etkiler Bu dava, muhalefet için bir dönüm noktası. İmamoğlu, CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olarak ilan edilmesinin ardından hedef alındı. Anketlerde Erdoğan’a karşı önde görünmesi, davanın siyasi bir tasfiye aracı olduğu görüşünü güçlendiriyor. Örneğin, ocak ayı anket ortalamalarına göre İmamoğlu %54,3 ile Erdoğan’ı (%45,7) geride bırakıyor. Muhalefet çevreleri, bu sürecin 2028 seçimlerine giden yolda İmamoğlu’nu siyaseten sakatlamak amacıyla kurgulandığını savunuyor.

Davanın muhalefeti nasıl etkileyeceği sorusu kritik: CHP ve diğer muhalif partiler parçalanabilir mi? İmamoğlu’nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, duruşma sonrası yaptığı açıklamada, adil yargılama ve tutuksuz yargılama taleplerinin görmezden gelindiğini vurguladı. “Bu mücadele sadece bugün için değil, çocuklarımıza daha adil bir ülke bırakmak içindir,” diyen İmamoğlu, ailesinin ve destekçilerinin direncini simgeliyor. X platformunda da anketler ve yorumlar, İmamoğlu’nun yargılanmasının popülaritesinden kaynaklandığını gösteriyor. Gazeteci Zeynel Lüle, yabancı meslektaşlarına anketleri göstererek “İşte sebebi” diyor.

Ayrıca, dava muhalefetin sandık yoluyla iktidar değişimi umudunu baltalıyor. Akademisyen Berk Esen, bunu “rejimin uzun vadeli gidişatını belirleyecek bir kırılma noktası” olarak niteliyor. Eğer İmamoğlu ağır ceza alırsa, diğer muhalif figürlere benzer operasyonlar gelebilir – kayyım uygulamaları gibi.

Yeni Bir Tasfiye Dalgası mı, Yerel Yönetimlerin Merkezileşmesi mi?

Dava, iki yorumu beraberinde getiriyor: 

Birincisi, siyasi tasfiye: İmamoğlu’nun tutuklanması, CHP’nin 2024 yerel seçim zaferini tersine çevirme girişimi olarak görülüyor. İktidar, yolsuzluk soruşturmalarıyla yerel yönetimleri zayıflatıyor. Bu, “19 Mart Süreci”nin başlangıcı olabilir – muhalefetin liderlerini yargı yoluyla devre dışı bırakma stratejisi.

İkincisi, yerel yönetimlerin merkezileşmesi: İBB gibi büyük belediyelerin özerkliğini azaltmak amacıyla atılan bir adım. İddialar, belediye ihaleleri ve mali işlemleri hedef alıyor; bu, merkezi hükümetin yerel harcamaları denetim altına alma çabası olarak okunabilir. Ancak muhalefet, delillerin zayıf olduğunu ve sürecin şeffaf olmadığını savunuyor. Örneğin, duruşmanın TRT’den canlı yayınlanması talebi reddedildi.

Uluslararası ilgi de yüksek: Yabancı medya ve siyasi çevreler, davayı Türkiye’nin yargı bağımsızlığı testi olarak izliyor.

Sonuç

İmamoğlu davası, sadece bir yolsuzluk yargılaması değil; muhalefetin geleceğini belirleyecek bir siyasi sınav. Eğer tasfiye başarılı olursa, Türkiye siyasetinde sandık dışı yöntemler baskın hale gelebilir. Muhalefet, bu süreçte birlik olup adalet talebini yükseltmeli. İmamoğlu’nun özgürlüğü, demokrasinin geleceğiyle eş anlamlı hale geldi. Bu dava, 19 Mart’ın bir başlangıç mı yoksa son mu olacağını gösterecek.

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

YAZARLAR
TÜMÜ

SON HABERLER