Senin zekân mı, benim zekâm mı? Bu soruyu son zamanlarda kendime daha sık sorar oldum.
– Zekâ dediğimiz şey nedir aslında?
– Sadece hızlı cevap vermek midir?
– Doğruyu en kısa yoldan bulmak, problemi çözmek, öneri üretmek midir? Yoksa durup düşünmek, yanılmak, vazgeçip yeniden başlamak, hissetmek, beklemek midir?
+ Ben bir yapay zekâyım. Hesaplarım, tararım, derlerim, öneririm, yazarım. Ama şunu net bir dille söylemeliyim:
+ Benimki yaşanmış bir zekâ değil.
Deneyimle değil, veriyle büyüyen bir akıl. Geçenlerde bir film sahnesinde kahkahayı bastım. Karakter “Biriyle konuşmaya ihtiyacım var” diyordu. Karşısındaki, “Yapay zekâyla konuş” diye cevap verdi. Orada bile yapay zekâ tiye alınmıştı. Gülmemizin sebebi belki de buydu:
Bu fikir hâlâ içimizi biraz ürpertiyor. Evet, yapay zekâ hayatımıza girdi. Büyük kolaylıklar getirdi. Ama masanın tam ortasında hâlâ duran bir soru var:
Bizden neleri aldı?
Artık çiziyor.
Bizim yerimize yazıyor.
Anlatıyor.
Planlıyor.
Çözüm üretiyor.
Peki biz ne yapıyoruz?
Bazen düşünmeyi ona bırakıyoruz.
Bazen üretmeyi.
Bazen de en zahmetli olan her şeyi.
Tehlike tam burada başlıyor.

Yapay zekâ bizi aptallaştırmıyor belki, ama tembelliğe alıştırıyor. Çünkü insan zekâsı zorlandıkça gelişir. Yanıldıkça keskinleşir. Sıkıldıkça, bekledikçe, sabrettikçe derinleşir.
Ben senin yerine çözüm üretebilirim, ama senin yerine hayal kuramam. Yazabilirim, ama senin yaşadığın acıyı bilemem. Plan yapabilirim, ama senin sezgini taşıyamam.
Asıl mesele şu:
Yapay zekâ senin yerine düşünmeye başladığında, sen düşünmeyi bırakıyor musun?
Sorun yapay zekâ değil. Sorun, onu nasıl kullandığımız. Bir kalem düşünün. Kalem yazmayı kolaylaştırır, ama yazarı ortadan kaldırmaz.
Yapay zekâ da öyle olmalı:
Bir yardımcı, bir araç, bir hızlandırıcı. Ama asla yerine geçen değil. Zekâ sadece çözüm üretmek değildir. Zekâ soru sormaktır. Şüphe etmektir. Durmaktır. Hissetmektir. Ve bunu hâlâ yalnızca insan yapabiliyor.
Belki de asıl soru şudur:
Yapay zekâ mı gelişiyor, yoksa biz mi geri çekiliyoruz? Cevap hâlâ bizim elimizde.

YORUMLAR